Konya Bilim Merkezi BilimUp

Bağışıklık Sistemimiz Nasıl Çalışır?

4 dk
233

Farkında olmasak da vücudumuzda hiç bitmek bilmeyen bir savaş var. Gerçek anlamda, E.coli Salmonella gibi bizi ve vücut kaynaklarımızı beslenmek, barınmak ve diledikleri gibi üremek için kullanan şüpheli canlılarla kaplıyız. Nihayetinde herkes hayatını devam ettirmeye çalışıyor ancak karşılığında bir fayda görmüyorsak ve bize zarar veriyorlarsa bu canlıları neden besleyelim?

Vücudumuz bu kötü misafirlere karşı üç aşamalı savunma geliştirmiştir. Bu ordunun kolluk kuvvetleri bağışıklık sistemidir. Bağışıklık sistemi boşaltım, dolaşım sistemleri gibi özelleşmiş doku ve organ sistemi yapısında değildir. Bunun yerine birçok farklı doku, organ sistemleri ve özelleşmiş geniş bir alana yayılmış savunma hücrelerini içerir. Tüm bu birimler inanılmaz mikrop dolu bir dünyada hayatta kalmak için ihtiyaç duyduğumuz işlevleri yerine getirmek için iş birliği yaparlar. Nefes aldığımız sürece devam eden bu savaşın ilk savunma hattı doğal bağışıklık (özgül olmayan) sistemimizdir. Doğal bağışıklık sistemimiz doğduğumuzdan beri bizimle olan ögeleri barındırır. Cilt, mukus tabakası, fagositler, antimikrobiyal proteinler gibi ögeler ile her an saldırmaya hazırdır. Ancak bazı düşmanların alt edilmesi zor olabilir. Bu durumda vücudumuz adaptif (özgül) bağışıklığı devreye sokar. Adaptif bağışıklığın devreye girmesi biraz zaman alsa da özel olarak tasarlanmıştır ve kritik öneme sahiptir. Bakteri ve virüslerin bilgilerini hafızada tutarlar ve bir dahaki sefere kolayca üstesinden gelirler.


Savunma Aşamaları Nelerdir?

 Vücudumuzun ilk savunma hattı basit, fiziksel bir engeldir. Tıpkı kaleyi çevreleyen surlar gibi cildimiz çeşitli kötü niyetli mikroorganizmaları dışarda bırakarak vücudumuzu korur. Sert keratinleşmiş epitel doku yırtılmadıkça ya da hasar almadıkça hasta olmamız zorlaşır. Ayrıca mukus tabakası da hastalığa karşı son derece işe yarayan fiziksel bir engeldir. Mukus tabakası, mikroplu dış dünyaya açılan herhangi bir açıklığı doldurur. Bunun nedeni cilt ve mukozanın sadece basit birer engel olmakla kalmayıp aynı zamanda birçok kimyasal silaha sahip olmalarıdır. Midemiz çok güçlü bir asitle kaplıdır. Ayrıca salya ve gözyaşında da bakterilerle savaşan enzimler bulunur. Deri ve membranlarda da defensin adı verilen peptitler bulunur. Bu peptitler bakterileri ve fungileri uzak tutar.

İlk ve basit olan bu savunma hattı geçildikten sonra artık sıra ikincil savunma hattına gelmiş demektir. Bu noktada vücudumuz bazı stratejik manevralar yapmaya başlar. Bazen hastalıkla ilişkilendirdiğimiz belirtiler aslında iyileşmekte olduğumuzun göstergesidir. Ateşimiz yükselir, cildimiz kızarır. Bu gibi taktikler saldırgan ve bulaşıcı bakterileri tanımak için yapılır. Olay yerindeki ilk savunma hücreleri fagositlerdir. Fagositler mikropları tam anlamıyla yutarlar ve birkaç farklı türde görülebilirler. Örneğin vücudumuzda fazla sayıda bulunan nötrofiller beyaz kan hücreleridir ve patojeni yuttuktan sonra kendilerini de imha ederler. Muhtemelen ölü nötrofilleri görmüşsünüzdür çünkü iltihap sıvısı tam olarak bunlardan oluşur. Nötrofillerden daha büyük ve sert fagositler makrofajlardır. Monositlerden üretilen ve kan akışından ayrı bir şekilde dokuları kaplayan beyaz kan hücreleridir. Bazıları patojenleri ararken bazıları sabittir. Sabit olanlar bazı organlardaki iğciklere bağlıdır. Bulundukları ortamdan geçen şüpheli her şeyi yutarlar. Ardından sindirip atığını dışarı atarlar.

Fakat tüm savunma hücreleri elbette fagositik değildir. Doğal katil hücreleri de kanda ve lenf sıvısında dolaşarak anormal hücreleri ararlar. Normal sağlıklı bir hücre yüzeyinde MHC1 adı verilen bir protein bulunur ve hasta hücreler bu proteini üretemez. Doğal katil hücreleri eğer virüslü veya kanserli hale gelmiş hücrelerle karşılaşırsa onu makrofajlar gibi bütün olarak yutmaz. Bunun yerine hastalıklı hücrenin ölümünü tetikleyecek bir enzim salgılar ve apoptoz sürecini başlatır. Elbette doğal katil hücrelerinin de öldüremediği bazı patojenler olabilir. Böyle durumlarda ikincil bağışıklık sistemi devreye girer.

Bağışıklık sistemimiz bizi hayatta tutan gizemli ve çok büyük bir ordu olarak tasvir edilebilir. Bu ordu kanserden gribe tüm düşman hücrelerle dehşetli bir mücadele halindedir. Onu koruyup güçlendirebilmek için çalışma mekanizmasına dair bilgi sahibi olmamız gerekir.

Kaynakça
  1. Parkin, J., & Cohen, B. (2001). An overview of the immune system. The Lancet, 357(9270), 1777-1789. 
  2. Chaplin, D. D. (2010). Overview of the immune response. Journal of Allergy and Clinical Immunology, 125(2), S3-S23. 

Benzer Makaleler

Antibiyotik Direnci
Şizofreni Nedir? Şizofreni Belirtileri Nelerdir? Şizofreni Hastalığının Tedavisi Var Mı?
Seyahat Etmek Beyninizin Bağlantı Kurma Kapasitesini Artırır
Soğuk Suya Maruz Kalmanın Vücuda Etkileri Nelerdir?
On Bin Adım Gerçekten Sağlıklı Mı?
Dünya Tarihinden İlginç Histeri Vakaları
Diş sağlığınız kalp sağlığınızı etkileyebilir
İdrar Kaçırma Neden Gerçekleşir?
Gürültü Kirliliği Kalp Ritmini Bozuyor
Kalp Sesimizin Kaynağını Biliyor Musunuz?
ANASAYFA
RASTGELE
KATEGORİLER
POPÜLER
EN YENİLER