Konya Bilim Merkezi BilimUp
 / 

Antidepresanlar Nasıl Çalışır?

Gülnur Şener
9 dk
789

Günümüzde birçok insan genel hayat kaygıları, baş edilemeyen stresler ve psikolojilerini bozan olaylar, durumlar nedeniyle antidepresan kullanmaktadır. İçerisinde bulunduğumuz çağda bu denli artan antidepresan kullanımı bu ilaçları çok daha popüler hale getirmiştir. Peki ya hiç düşündünüz mü bu ilaçlar nasıl oluyor da insan psikolojisi üzerinde etkili olabiliyor? Bu kimyasal tabanlı ilaçlar nasıl çalışıyorlar ki depresyon sürecinden kurtulmayı sağlıyorlar?

Antidepresanlar Ne için Kullanılır?

Antidepresanlar, klinik depresyon tedavisinde kullanılan ilaçlardır. Depresyon, birkaç gün boyunca mutsuz veya bıkmış hissetmekten çok daha fazlasıdır. Çoğumuz moralimizin bozuk olduğu dönemlerden geçeriz; ancak depresif olunduğunda birkaç gün yerine haftalarca veya aylarca üzgün, mutsuz hissedilebilir. Bazı insanlar depresyonun gerçek bir sağlık durumu olmadığını ve önemsiz olduğunu düşünür. Fakat depresyon tıpkı diğer hastalıklar gibi semptomları olan gerçek bir hastalıktır. Depresyon, bir zayıflık belirtisi veya insanın kendini toparlayarak kurtulabileceği bir durum değildir. Depresyondan kurtulmak, tamamen iyileşmek için geliştirilmiş doğru tedavi ve destekler mevcuttur.

Depresyon insanları farklı şekillerde etkileyebilir. Birçok farklı semptomların gözlenmesine neden olabilir. Semptomların çeşitliği kalıcı mutsuzluk ve umutsuzluk duygularından, eskiden zevk alınan şeylere olan ilginin kaybedilmesine kadar uzanır. Hatta depresyonu olan birçok insanda anksiyete belirtileri de mevcuttur. Bunların yanında sürekli yorgun hissetmek, kötü uyumak, iştahsızlık ve cinsel istek duymamak, çeşitli ağrı ve sızılar gibi fiziksel belirtiler de depresyon semptomları olarak gözlenebilir. Depresyon belirtileri hafif veya şiddetli olabilir. En hafif halinde, hastalar kalıcı moralsizlik hissederken, şiddetli depresyon durumlarında intihar meyili dahi gözlenebilir. Çoğumuz hayatımızdaki zor zamanlarda stres, endişe veya moral bozukluğu yaşarız. Bu düşük bir ruh hali ve moral durumu tam olarak bir depresyon belirtisi değildir. Zira bu durumlar çok kısa bir süre sonra düzelebilir niteliktedir.

Bazı durumlarda depresyon için tetikleyici sebepler mevcuttur. Yas, çalışılan işin kaybedilmesi veya doğum yapma gibi yaşamı belli ölçülerde değiştiren önemli olaylar bu tetikleyici sebepler arasındadır. Ailesinde depresyon geçmişi olan kişilerin bunu yaşama olasılığı daha yüksektir. Ancak bariz bir sebep olmadan da depresyona girilebilir.

Hekimler tarafından teşhisi konulmuş klinik depresyon vakalarında uygulanan tedavileri arasında yaşam tarzı değişiklikleri, konuşma terapileri ve ilaçlardan oluşan çeşitli kombinasyonlar vardır. Önerilen tedavi, depresyonun şiddetine bağlı olarak değişiklik gösterir. Hafif depresyon durumlarında, doktorlar hastalığın ilerlemesini izlerken kendi kendine düzelip düzelmediğini görmek için beklemeyi tercih edebilirler. Bu durum "dikkatli bekleme" olarak bilinir. Bu süreçte egzersiz ve yardım grupları gibi yaşam tarzında uygulanabilecek belirli önlemler önerilebilir. Bilişsel davranışçı terapi (CBT) olarak bilinen konuşma terapileri ise genellikle iyileşme göstermeyen hafif depresyon veya orta dereceli depresyon durumları için önerilir. Antidepresanlar da bazı durumlarda reçete edilebilir. Şiddetli depresyon vakaları için, genellikle konuşma terapisi ve antidepresanların bir kombinasyonu önerilir.

Antidepresanlar, depresyon durumlarının yanı sıra bir dizi başka hastalığı tedavi etmek için de kullanılabilirler. Bunlar arasında obsesif kompulsif bozukluk (OKB), yaygın anksiyete bozukluğu, travma sonrası stres bozukluğu gibi durumlar mevcuttur. Hatta öyle ki antidepresanlar bazen uzun süreli, kronik ağrıları olan insanları tedavi etmek için de kullanılabilmektedir. Genel bağlamda antidepresanlar ruh halinde iyileştirmeye, daha iyi uyumaya , iştah ve konsantrasyonun artırmasına yardımcı olabilen kimyasal ilaçlardır. Bu ilaçlar bahsi geçen birçok hastalık durumunda da kullanılabilmektedir; çünkü antidepresanlar bu hastalıkların sebebi olan bozukluklar üzerinde etki göstermeyen genel ilaçlardır. Bu nedenle doktorlar genellikle zihinsel sağlık sorunlarıyla başa çıkmaya yardımcı olması için antidepresan ilaçlarını konuşma terapisi ile birlikte reçete ederler.

Antidepresanlar Nasıl Çalışıyor?

Birçok farklı hastalık durumunda kullanabilen antidepresanların biyolojik sistemimiz içinde, nasıl çalıştığı tam olarak bilinmemektedir. En kabul gören kanı, beyindeki ruh halini ve duyguları etkileyen nörotransmiterler adı verilen kimyasalların seviyelerini dengeleyerek veya artırarak etki gösterdikleri yönündedir. Nörotransmiterler beyninizdeki sinir hücreleri arasında ve vücudunuzun geri kalanındaki sinirler ve diğer organlar arasında mesajlar iletilmesinde önemli rolleri olan kimyasal yapılar olarak tanımlanabilir. Bunlar arasından Serotonin ve noradrenalin gibi belirli nörotransmiterler, ruh hali ve duygu durumlarının oluşması ile bağlantılı olanlardır.

Yani antidepresanlar, beyin kimyasında belirli değişikliklere neden olarak ruh halinin değişmesini sağlarlar. Bahsi geçen nörotransmiterler ayrıca sinirler tarafından gönderilen ağrı sinyallerini de etkileyebilir, bu da bazı antidepresanların neden uzun süreli ağrıyı hafifletmeye yardımcı olabileceğini açıklar. Peki ya antidepresanlar, depresyonun sebep olduğu ana bozukluklara etki etmiyor ve bu kadar çeşitli hastalık durumu için kullanılabiliyorsa nasıl keşfedilmişlerdir? Bu durumda antidepresanlar nasıl geliştirilmiş ve nasıl ortaya çıkmıştır?


Antidepresanlar Nasıl Ortaya Çıkmıştır?

1950 yıllarında iki farklı ilacın keşfedilmesi, günümüzde milyon dolarlık antidepresan pazarının oluşmasını sağlayan ilk adımdır. Bu iki ilacın da ilk başta depresyon tedavisi için kullanılması gibi bir amaç güdülmemiştir. Öyle ki o dönemde birçok doktor ve bilim insanı depresyon için tek tedavi yolu olarak piskoterapiyi görüyorlardı. Bahsi geçen bu ilk 2 ilaçtan birinin adı “ipronaizid” idi. İlk önce verem tedavisi için geliştirilmişti. Ancak 1952 yılındaki bir deneme sonucunda bu ilacın yalnızca veremi tedavi etmekle kalmayıp, depresyon tanısı konmuş hastalarda iyi yönde ruh hali ve duygu durumu değişimlerine de sebep olduğu anlaşılmıştır. 1956 yılında ise bir klinisyen alerjik reaksiyonlar için kullanılan “imipramine” adlı ilacının denemelerinde de benzer bir etki gözlemlemiştir. Antidepresan olarak üretilmeyen, fakat depresyon tanısı konulmuş hastalarda iyileşme etkileri gösteren bu iki ilacın ortak noktası ise, ikisinin de monoamin denen nörotransmitter grubunun üzerinde etkili olmasıdır.

Bu şekilde gerçekleşen antidepresan ilaçlarının keşfi ile, depresyon için ‘kimyasal dengesizlik teorisi’ de yaygınlaşmaya başlamıştır. Bu teori, beyin sinapslarındaki (nöronların diğer nöronlara veya kas, salgı bezleri gibi nöron olmayan hücrelere mesaj iletmesine olanak sağlayan özelleşmiş bağlantı noktaları) yetersiz monoaminlerin depresyona yol açtığı yönündeydi. İpronaizid, İmipramine ve bunlar gibi diğer ilaçların beyindeki monoaminlerin miktarını arttırarak, depresyon durumlarında ortaya çıkan bu kimyasal dengesizliği iyileştirdiği düşülmekteydi. Sonrasında bu teori üzerinden antidepresan olarak geliştirilen ilaçlarda ise çeşitli monoaminler hedeflendi. Bu amaçla geliştirilen her ilaç beyinde çok sayıda bulunan monoamin reseptörlerine etki ediyordu. Bu da birçok yan etkinin oluşmasına sebep oldu. Baş ağrıları, sersemlik, bilişsel yetersizlik, hafıza, düşünme ve muhakeme güçlüğü bu yan etkilerden yalnızca bazıları idi. İlaçları daha hedef odaklı geliştirerek bahsedilen yan etkileri azaltmak umuduyla, bilim insanları hangi monaminin depresyon ile daha bağlantılı olduğunu bulmak için var olan antidepresanlar üzerinde çalışmalar yürüttüler. En nihayetinde 1970 yılında bu bilim insanları, en etkili antidepresanların yalnızca “Serotanin” adındaki monoamine, nörotransmittere, etki ettiğine dair ortak karara vardılar. Bu keşif, 1988 yılında Fluoxetine yani bugün ki adıyla Prozac üretimin yolunu açmış ve “seçici Serotonin geri alım inhibitörü” adı verilen yeni bir ilaç grubunun ortaya çıkmasına sebep olmuştur. Bu gruptaki ilaçlar Serotonin’in geri emilimini engelleyerek, beyindeki Serotonin miktarının azalmamasını sağlarlar. Prozac bu konseptte iyi çalışmış ve diğer antidepresanlarda gözlenen yan etkilere göre çok daha az yan etkiye sebep olmuştur. Prozac üreticileri, ilacı piyasaya sürmek içim yaptıkları çalışmalar ile depresyonun tehlikeleri hakkında toplumu ve hekimleri bilinçlendirmişlerdir. Böylece birçok insan depresyonun, bireyin kontrolü dışındaki mekanizmalardaki oluşan aksaklıklar sonucu ortaya çıktığını anlamış ve depresyonu gerçek bir hastalık olarak görmeye başlamışlardır. Böylece, depresyona dair algılar değişmiş ve bu ilaçtan bir çok insan faydalanmıştır. Birçok hasta için ise antidepresan ve psikoterapi kombinasyonu ile uygulanan tedavi çok daha etkili olmuştur.

1990 yıllarında ise depresyon tedavisi gören insan sayısında ciddi bir artış gözlemlenmiştir. Psikoterapi ve diğer tedaviler başarısız olmuş ve birçok insan sadece antidepresanlar ile tedavi görmeye başlamıştır. Ancak depresyon tanısı olan herkes Prozac gibi Serotonin geri alım inhibitörü grubu ilaçlarından fayda görmemiştir. Bazı insanlar Serotonin dışındaki diğer nörotransmitterlere etki eden ilaçlar ile iyileşme yönünde olumlu etkiler alabilmiştir. Bunun yanı sıra geliştirilen hiçbir antidepresan ilacına tepki vermeyen hastalar da mevcuttur.

Özetle, antidepresanların çalışma biçimin tam olarak bilmiyoruz. İlacın alınmasının ardından birkaç saat içerisinde monoamin seviyesinde değişiklikler olur. Fakat hastalar bunun faydasını genellikle haftalar sonra hissedebilir. Ardından antidepresan almayı bıraktıklarında, bazı hastalar bir daha hiç depresyona girmezken, bazılarında hastalık tekrar nüksedebilir. Depresyona tam olarak neyin sebep olduğunu, geliştirilen bu antidepresanların tam olarak nasıl çalıştıklarını henüz bilmiyoruz. En iyi ihtimalle bile kimyasal dengesizlik teorisi yetersiz bir açıklama olabilir. Var olan çoğu antidepresanların Serotonin’e dair etkiler göstermektedir. Fakat bu da tam olarak Serotonin eksikliğinin depresyona yol açtığını kanıtlayamaz.

Depresyonu anlamak konusunda hala alınması gereken çok yolumuz var. Neyse ki bu süre içerisinde şiddetli depresyon veya diğer zihinsel sağlık durumlarını tedavi etmek için genellikle psikoterapi ile beraber kullanılan güçlü etkilere sahip antidepresanlar mevcuttur.

Kaynakça
  1. https://www.webmd.com/depression/features/antidepressant-effects
  2. https://www.mind.org.uk/information-support/drugs-and-treatments/antidepressants/about-antidepressants/
  3. https://www.nhs.uk/mental-health/talking-therapies-medicine-treatments/medicines-and-psychiatry/antidepressants/overview/
  4. Harmer, C. J., Duman, R. S., & Cowen, P. J. (2017). How do antidepressants work? New perspectives for refining future treatment approaches. The Lancet Psychiatry, 4(5), 409-418.
  5. Reid, I. C., & Stewart, C. A. (2001). How antidepressants work: new perspectives on the pathophysiology of depressive disorder. The British Journal of Psychiatry, 178(4), 299-303.
  6. Schafer, W. R. (1999). How do antidepressants work? Prospects for genetic analysis of drug mechanisms. Cell, 98(5), 551-554.
  7. https://www.youtube.com/watch?v=ClPVJ25Ka4k
Benzer Makaleler
Neden Kereviz Yemeliyiz?
Bir Eklem Görevi Gören Kalça Protezleri
Hipertansiyon (yüksek tansiyon) Hakkında Bilinmesi Gerekenler
Uykusuzluk Bencilliğe Sebep Olur Mu?
Şeker Hastalarının Yaraları Neden Geç İyileşir?
Seyahat Etmek Beyninizin Bağlantı Kurma Kapasitesini Artırır
Kramp Neden ve Nasıl Oluşur?
Ateşimiz Yükselince Neden Üşürüz?
Kollarımızı Yürürken Neden Sallarız?
Kan Uyuşmazlıkları, Türleri Ve Tedavi Yöntemleri
ANASAYFA
RASTGELE
KATEGORİLER
POPÜLER
EN YENİLER