Konya Bilim Merkezi BilimUp

Karanlık Bilim: Kimyasal Savaş Nasıl Ortaya Çıktı?

Esra Nur ELMAS
11 dk
1991

Teknolojinin ilerlemesiyle birlikte, kimya bilimindeki gelişmeler her yıl yeni biyolojik etkileri olan birçok bileşiğin oluşmasına yol açmaktadır. Bu bileşiklerden bazılarının kimyasal savaş bağlamında, kötüye kullanılma potansiyelleri vardır. Özellikle 20. ve 21. yüzyıllarda kimyasal savaş bileşenlerinin sadece dünya savaşlarında değil aynı zamanda ulusal çatışmalarda kullanıldığını biliyor muydunuz? Bu yazıda kimyasal savaşın tarihçesi ve kimyasal savaşta kullanılan bileşenler hakkında bilgileneceğiz.


Kimyasal Savaşın Tarihçesi

Genellikle Birinci Dünya Savaşını kimyasal savaşın başlangıç noktası olarak düşünürüz ancak kimyasal zehirlerin ilk kullanımı antik devirlere kadar uzanmaktadır. Belgelenen en eski su zehirlenmesi vakası, MÖ 590 civarında, Yunanistan'daki Birinci Kutsal Savaş sırasında meydana geldi. Atinalılar ve müttefikleri, Akdeniz'in her yerinde bol miktarda yetişen zehirli bir bitki olan Karaca otunu kullanarak kuşatılmış Kirrha şehrinin su kaynağını kirlettiler. Antik çağda bilinen bir diğer vaka ise MÖ 429’da gerçekleşti. Plataea 1 kuşatması sırasında Spartalı askerler şehir surunun dışına büyük bir odun yığını inşa ettiler. Odun yığını zift ve kükürt ile tutuşturuldu, mavi alevler ve keskin bir koku oluştu. Spartalılar kükürdü yakarak şehri savunanların üzerine zehirli kükürt dioksit gazı saldılar ve Platalılar kısa sürede mevzilerini terk ettiler.


Orduların duman oluşturmak, zehirli bulutlar yaymak ve düşman kuvvetlerini sabote etmek için kimyasallar kullandığı uzun bir geçmişi var. Kimyasal zehirlerin savaşlarda asıl kullanımları ise 18. Yüzyılın sonlarında ve 19. yüzyılın başlarında olmuştur. 1812’de “fosgen” ilk kez sentezlenmiştir. 1822 yılında ise “hardal gazı” üretilmiştir; ancak zehirli etkisi 1860 yılına kadar anlaşılamamıştır. 1887’de ise “difosgen” sentezi gerçekleşmiştir. Ayrıca, 19. yüzyıl boyunca pek çok insektisit (böcek ilacı) sentezi yapılmış ve bunların insana en zararsız olanları seçilerek kullanıma girmiştir. Tarihte kimyasal savaşın göze çarpan diğer örneklerinden biri ise 1845 yılında gerçekleşti. Fransızların Cezayir'i fethi sırasında, Fransız birlikleri, Cezayir birliklerine ait olan Berberi kabilesinin 1.000'den fazla üyesini bir mağaraya girmeye zorladı ve ardından onları öldürmek için duman kullandı. 

1861–1865 yıllarında Amerikan İç Savaşı sırasında her iki taraftaki siviller ve askerler kimyasal silah kullanmayı teklif etti. Gerçekleştirilmemiş çok sayıda fikir arasında, New York şehrinden olan bir öğretmen John Doughty, konfederasyon birliklerine klor gazı mermileri atılmasını tavsiye etti. Konfederasyon askeri Isham Walker, balonlardan zehirli gaz bidonlarının atılmasını önerdi. Birçok yeni kimyasal maddenin hızla sentezinin artması ile bunların savaşlarda kullanım tehlikesi de ortaya çıkmıştır. Bu nedenle, 1907 yılında yapılan "Hague Konvansiyonu'yla", kimyasal silah kullanımının yasadışı olarak kabul edilmesi öngörülmüştür. Ancak, ABD bu konvansiyonu (anlaşmayı) imzalamamıştır.

20.yy.da Kimyasal Silahlar Nasıl Kullanılmıştır?

Üretilen kimyasal silahların asıl kullanımı, 1914 yılında başlayan I. Dünya Savaşı’nda gerçekleşmiştir. Fosgen, difosgen, hardal gazı ve klor gazı I. Dünya Savaşı’nda 100.000 kişinin ölümüne ve ve 1,2 milyon kişinin yaralanmasına neden oldu. Tüm savaş boyunca, en çok kullanılan pek çok askerde akciğer ve göz sorunlarına yol açan hardal gazıdır. 1925 yılında 42 ülke, "Cenevre Konvansiyonu" çerçevesinde kimyasal ve biyolojik silahların kullanımını yasaklayan bir protokol imzaladı. ABD dahil olmak üzere birçok ulus tarafından imzalandı. Ancak, birçok ülke, gelişen endüstrinin ve değişen dünya düzeninin etkisiyle hem kimyasal hem de biyolojik silah üretimine devam etti.

İtalya, Cenevre Protokolünü imzalamış olmasına rağmen 1935-1936 yıllarında Benito Mussolini, İmparator Haile Selassie'nin ordusunu yok etmek için Etiyopya'ya hardal gazı bombaları attı. Yine aynı yıllarda Alman kimyager Gerhard Schrader, güçlü bir sinir zehri olan tabunun sentezini ve saflaştırılmasını tamamladı. Niyeti kimyasal silah değil böcek ilacı yapmaktı ama yaptığı kimyasal çok güçlü bir zehir oldu.


1938'de Alman araştırmacılar yeni bir kimyasal savaş ajanı olan sarini keşfettiler. Alman bilim insanları daha etkili pestisitler bulmaya çalışıyorlardı, ancak bunun yerine neredeyse 80 yıl sonra bugün Suriye'de hala kullanımda olan öldürücü bir kimyasal madde keşfettiler. Sarin, Alman araştırmaları tarafından keşfedilen sinir gazlarından yalnızca biriydi; diğer ikisi tabun ve somandı, ancak tabun daha az öldürücü ve somanın üretilmesi daha zor. Fosgen, klor ve hardalın aksine sarinin birincil rolü hızla öldürmektir. Gaz kokusuz ve renksiz olduğundan tespit edilmesi son derece zordur. Kurban, çok küçük bir miktara maruz kaldıktan 1-10 dakika sonra sinir sistemi felci geçirir ve boğulma nedeniyle ölür. Almanya'nın sinir gazları konusunda büyük bir avantajı olmasına rağmen, İkinci Dünya Savaşı'nda kimyasal savaş kullanılmamıştı. Almanya'nın neden kimyasal savaş başlatmadığı tarihsel bir tartışma kaynağıdır.

1954'te Imperial Chemical Industries'deki (ICI) İngiliz araştırmacılar da bir böcek ilacı arıyorlardı, ancak bunun yerine sarinden çok daha öldürücü bir dizi ajan keşfettiler, VX. Sarin salındığında yaklaşık bir gün dayanabilirken VX haftalarca ölümcül kalabiliyordu. VX ayrıca deriyle temas yoluyla öldürme konusunda da son derece etkiliydi. Birleşik Krallık 1956'dan sonra saldırı amaçlı kimyasal silahları toplu olarak üretmezken, ABD önemli miktarda VX rezervi stokladı. 1968 yılında Utah çölünde yapılan testler sırasında, VX damlacıkları yakınlardaki bölgeye saçıldı. Şans eseri herhangi bir insan kaybı yaşanmadı ancak 4.000 civarında koyun öldü.

Ne yazık ki aynı şey kimyasal savaş tarihindeki bir diğer önemli vaka olan 1980'de başlayan İran-Irak savaşı için söylenemez. Savaş başlangıcından 8 sene sonra yıl 1988'i gösterdiğinde, Irak kuvvetleri Halepçe'ye kimyasal maddelerden oluşan bir karışım attı. Binlerce kişi sinir gazları ve hardal gazını da içeren öldürücü gaz karışımına maruz kalmaktan öldü. Kimyasal silahların etkisini açıkça ortaya koyan diğer bir olay ise Matsumoto şehrinde (1994) ve Tokyo metro sisteminde (1995) gerçekleşti. Japon tarikatı, kimyasal silah olarak sarini kullanarak 5.500 yaralanma ve 12 ölüme neden oldu.

Günümüzde İran, Irak, İsrail, Libya, ABD ve Rusya'nın yüksek miktarda kimyasal silah ürettikleri ve stokladıkları bilinmektedir. Ayrıca, daha stabil ve etkili kimyasal silahların geliştirilmesi için milyonlarca dolar harcanmaktadır. Ancak, sivil toplum örgütlerinin ve bireysel çalışmaların bu duruma karşı koyamadığı görülmektedir.

Antik çağlardan başlayarak kimyasal silahların tarihte kullanıldığı ve kullanılmaya devam ettiği önemli noktalara değinerek karanlık bir yolculuğa çıktık. Şimdi ise kimyasal silahların silah olmasına neden olan kimyasal savaş ajanları hakkında bilgi edinelim.

“Fakirin Atom Bombası” Kimyasal Savaş Ajanları Nelerdir?

Birleşmiş Milletler, 1969’da yaptığı ve 1988’de yeniden yayınladığı tanımda kimyasal savaş ajanlarını “insan, hayvan ve bitkiler üzerindeki doğrudan toksik etkileri nedeniyle kullanılan gaz, sıvı veya katı kimyasal maddeler” olarak belirtmiştir. Günümüzde, insanlara toksik olan yaklaşık 70.000 kimyasal madde bulunmaktadır. 20. yüzyılda ise, yaklaşık 70 kimyasal madde, kimyasal savaş ajanı olarak üretilmiş veya depolanmıştır. Kimyasal savaş ajanı olarak kullanılabilecek maddelerin özellikleri şu şekildedir:

· Üretim ve hazırlık aşamasında "aşırı" toksik olmamalıdır.

· Uzun süreli saklama için dayanıklı olmalı ve dağıtım/yayılma esnasında oksijen, nem ve ısıya karşı dayanıklı olmalıdır.

Ayrıca kimyasal savaş ajanları, diğer silahlardan daha düşük maliyet ve düşük teknoloji gerektirirler. Bu özelliklerinden dolayı “fakirin atom bombası” olarak bilinirler.

Kimyasal savaş ajanları farklı özelliklere sahiptir ve belirgin fizyolojik ve kimyasal özelliklere sahip çeşitli bileşik sınıflarına aittir. Bu nedenle birçok yönden sınıflandırılırlar. Uçuculuklarına göre kalıcı ve kalıcı olmayan ajanlar olarak sınıflandırılırlar. Bir madde ne kadar uçucu olursa, o kadar hızlı buharlaşır ve dağılır. Klor, fosgen ve hidrojen siyanür gibi daha uçucu maddeler kalıcı olmayan maddelerken, kükürt mustard ve VX gibi daha az uçucu maddeler kalıcı maddelerdir. Kimyasal yapılarına göre organofosfor (OP), organosülfür, organoflor bileşikleri ve arsenikler olarak sınıflandırılabilirler. Genel olarak, kimyasal savaş ajanlarının insanlar üzerinde yarattığı fizyolojik etkiler açısından sınıflandırma onlarca yıldır kullanılmaktadır. Buna göre savaşta kullanılan kimyasal savaş ajanları şu şekilde sınıflandırılır:

Sinir ajanları (Sarin, Soman, Tabun, VX): Bu tür kimyasal maddeler, sinir sistemi üzerinde etkileyici bir etkiye sahiptir. Kasları felce uğratarak solunum ve dolaşım sistemini durdururlar. Bu maddeler, sinir hücrelerine saldırarak iletim sinyallerinin normal şekilde işlenmesini engeller. Bu durum, vücutta kontrolsüz kasılmalara ve sonuç olarak solunum yetmezliğine neden olabilir. Bu sinir ajanlarının etkileri hızlı bir şekilde başlar ve ölümcül olabilir.

Yakıcı gazlar (Hardal gazı, Kükürtlü hardal, Levisit, Fosgen, Oksim): Bu kimyasal maddeler, temas ettikleri dokuları yakarak hasara neden olurlar. Özellikle gözler, cilt ve solunum yolu dokusu bu tür maddelerin ilk etkilenen bölgeleridir. Ayrıca, DNA'ya zarar verebilirler ve uzun vadeli sağlık sorunlarına yol açabilirler.

Boğucu gazlar; akciğer irritanları (Fosgen, Difosgen, Klor, Kloro pikrin): Bu maddeler, solunum sistemine zarar verir ve ölümcül etkilere sahiptirler. Solunum yoluyla vücuda alındıklarında, akciğer dokusunu tahrip ederler ve gaz transferini bozarlar. Bu durum solunum yetmezliği ve ölüme neden olabilir.

Kan zehirleri (Siyanür, Siyanojen klorür): Bu kimyasal maddeler, hücrelerin normal oksijen alımını engellerler. Hücre solunumunu bozarlar ve dokuların oksijenlenmesini engellerler. Bu durum hızla ölümcül olabilir ve hücresel hasara neden olabilir.

Kapasite bozucu gazlar (LSD, BZ): Bu maddeler, merkezi sinir sistemini etkileyerek bilişsel işlevleri bozarlar. Kişinin algılarını ve davranışlarını değiştirirler. Bu tür maddelere maruz kalmak, şiddetli kafa karışıklığı, halüsinasyonlar ve şiddetli anksiyete gibi semptomlara neden olabilir.

Kargaşa bastırıcı ajanlar (CN, CS, SR, DM): Bu kimyasal maddeler, genellikle iritan gaz veya aerosol şeklinde kullanılır. Göz, cilt ve akciğerlerde iritasyona neden olarak göz yaşartma, yanma hissi, ciltte kızarıklık ve solunum zorluğu gibi semptomlara yol açabilirler. Bu maddeler, kalabalık kontrolünde kullanılabilir veya düşman askerlerini etkisiz hale getirmek için kullanılabilirler.

Bitki öldürücü ajanlar (Pikloram, Kakadilik asit): Bu tür kimyasal maddeler, bitkilerin büyüme ve gelişmesini engellerler. Tarım alanlarında kullanıldıklarında, bitki örtüsünü yok ederler ve tarım verimliliğini azaltırlar. Ayrıca, ekosistemlere zarar verebilirler ve doğal yaşamı bozabilirler.

 Kimyasal Savaşa Karşı Nasıl Önlemler Alınabilir?

1.Uluslararası Anlaşmalar ve Protokoller: Uluslararası toplum, kimyasal silahların üretimi, depolanması ve kullanımını sınırlamak için anlaşmalar ve protokoller imzalamalıdır. Örneğin, Kimyasal Silahların Yasaklanması Anlaşması (Chemical Weapons Convention), kimyasal silahların üretimi ve kullanımını yasaklamaktadır.

2.Kimyasal Silahların İmha Edilmesi: Ülkeler, ellerinde bulunan kimyasal silah stoklarını imha etmelidirler. Bu süreç titizlikle ve uluslararası denetim altında gerçekleştirilmelidir.

3.Eğitim ve Bilinçlendirme: Halk ve askeri personel, kimyasal saldırılara karşı nasıl tepki vermeleri gerektiği konusunda eğitilmelidir. Bu, kimyasal saldırılar sırasında doğru davranışların sergilenmesini sağlayabilir ve can kayıplarını azaltabilir.

4.Erken Uyarı ve Algılama Sistemleri: Kimyasal saldırıları algılayabilen ve erken uyarı sağlayabilen sistemler geliştirilmelidir. Bu sistemler, hızlı bir şekilde saldırının tespit edilmesine ve halkın güvenli bir şekilde tahliye edilmesine yardımcı olabilir.

5.Koruyucu Ekipman ve Sığınaklar: Halka yönelik koruyucu ekipmanların ve sığınakların bulunması ve erişilebilir olması önemlidir. Maske, koruyucu giysi ve te temizlik ekipmanları gibi araçlar, kimyasal saldırıların etkilerini azaltabilir.

Benzer Makaleler
Cezeri'nin Su Çarkı ile Çalışan Su Tulumbaları
Mikroskop Nedir? Mikroskopların Özellikleri Nelerdir?
En Ölümcül Salgın Kara Ölüm
Karanlık Bilim: Biyolojik Silahlar Nasıl Ortaya Çıktı?
Anestezi Keşfedilmeden Önce Cerrahlar Ameliyatları Nasıl Yapıyorlardı?
Tuvaletin İlginç Tarihi
Ölçü Birimleri Nasıl Ortaya Çıktı?
Kan Gruplarının İlginç Keşfi
Talidomid Faciası: Doğuştan Sakatlıkların Hikayesi
Orta Çağda Bilim Ve Tıpın Öncüsü: İbn-i Sina
ANASAYFA
RASTGELE
KATEGORİLER
POPÜLER
EN YENİLER