“Zaten olmuyor”
“Ben ne yaparsam yapayım değişmeyecek”
“Boşuna uğraşıyorum”
Bu cümleler tanıdık geldi mi?
Bir şeyler ters gittiğinde çoğumuz bu cümleleri söyler ya da en azından içimizden geçiririz. Olumsuz düşünce yapısı tam da bu şekilde başlar. Zamanla, çaba göstermenin boşuna olduğunu düşünmeye başlar ve bir noktadan sonra, işe yarayabilecek durumlarda bile harekete geçemeyiz.
Peki, gerçekten ne kadar çabalarsak çabalayalım her çabamız başarısızlıkla mı sonuçlanacak? Yoksa bu düşünce yapısını, geçmişte yaşadığımız olumsuz deneyimlerin bir sonucu olarak sonradan öğrenmiş olabilir miyiz?
Modern psikoloji, bu sorunun cevabını bir kavramla açıklıyor: Öğrenilmiş çaresizlik.
Öğrenilmiş çaresizlik, kişinin uzun süreler boyunca olumsuz, acı veren ya da stresli durumlarla karşılaştıktan sonra, aslında bir çıkış yolu olsa bile çabalamaktan vazgeçmesi olarak tanımlanır. Ancak doğrudan tanısı konan bir ruh sağlığı bozukluğu değil, uyumsuz davranışlara neden olan sağlıksız bir düşünce biçimidir. Tek başına bir hastalık olmasa da kaygı bozuklukları, depresyon, çeşitli fobiler ve yalnızlık hissi gibi olumsuz psikolojik durumlarla birlikte gözlemlenebilmekte ve mevcut sorunların daha da kötüleşmesine neden olabilmektedir.
Öğrenilmiş çaresizlik, özellikle okul sıralarındaki başarısızlıklardan iş hayatındaki tıkanmalara kadar pek çok yılgınlığın arkasındaki temel psikolojik şablondur. Bu düşünce yapısıyla hareket etmeye başlayan bir kişi, yaşadığı başarısızlıkları kendi içsel özelliklerine, değiştirilemez ve genellenebilir nedenlere bağlar. Üstelik bu başarısızlıkların hayatın her alanında geçerli olduğuna inanırken, elde ettiği başarıları ise şansa ya da dışsal ve geçici etkenlere atfeder. Kendi yeteneklerine ve zekasına güvenmez, olayları hep olumsuz yorumlar ve elde ettiği başarıyı küçümser.
Öğrenilmiş çaresizlik kendini genellikle şu belirgin ipuçlarıyla gösterir:
Öğrenilmiş çaresizlik çoğunlukla çocukluk çağında ortaya çıkmaktadır. Genellikle ebeveynleri tarafından ihtiyacı karşılanmamış ya da çalıştığı halde derslerinde başarısız olan çocuklarda gözlemlenmektedir.

Öğrenilmiş çaresizlik kavramı, 1967 yılında Martin Seligman ve ekibi tarafından gerçekleştirilen bir dizi laboratuvar deneyleri sonucunda ortaya atılmıştır.
Deneyin ilk aşamasında bir grup köpek, hiçbir şekilde kaçamayacakları ve hafif elektrik şoklarına maruz bırakıldıkları bir düzeneğe konulmuştur. İkinci gruptaki köpekler ise burunlarıyla önlerindeki bir panele dokunduklarında elektrik şokunu durdurabilecekleri bir düzeneğe konulmuştur. Yani kontrol kendilerindedir.
Deneyin asıl kırılma noktası ise ikinci aşamadır. Araştırmacılar tüm köpekleri, ortasında kolayca atlanabilecek alçak bir engel bulunan yeni bir kutuya yerleştirmişlerdir. Yani bu yeni düzenekte şoktan kaçmak son derece kolaydı. Elektrik şokunu durdurabilen köpekler, engelin üzerinden saniyeler içinde atlayarak güvenli bölgeye geçmişlerdir. Ancak ilk gruptaki yani kaçma imkanı olmayan köpekler önlerinde engelin üzerinden atlamayı bile denememişlerdir.
Bu sonuçlar, çaresizliğin fiziksel bir engelden ziyade, geçmiş tecrübelerle zihne kazınan öğrenilmiş bir davranış olduğunu kanıtlamıştır.
Pes etmek zaman içinde öğrenilebildiği gibi, çaresizliğin üstesinden gelmek de belirli bilimsel yöntemlerle öğrenilebilir.
Öğrenilmiş çaresizlik durumunu kırmak için kullanılan temel stratejilerden biri, kişiye "başarabiliyorum" hissini yeniden hatırlatacak küçük ve somut hedeflerle ilerlemektir. Küçük adımlarla elde edilen her başarı, bireyin sonuçlar üzerinde bir gücü olduğunu fark etmesini sağlayarak kontrol hissini ve özsaygıyı adım adım geri kazanmasına yardımcı olmaktadır.
Ancak bu süreci kalıcı kılmak için sadece yeni başarılar kazanmak yeterli olmayabilir. Aynı zamanda başarısızlıkların nedenlerini yorumlama biçimimizi değiştirmek de hayati bir önem taşır. Kişi, yaşadığı olumsuzlukları kendi yeteneği gibi sabit nedenler yerine, strateji hatası veya çaba eksikliği gibi değiştirilebilir faktörlere bağlamayı öğrendiğinde zihinsel direnci de artabilmektedir. Ayrıca geçmişteki başarısızlıkları, moral yükseltmeye çalışmadan gerçekçi bir gözle yeniden değerlendirmek kritik bir adım olabilmektedir. Çevreden alınan sosyal destek de bu sürece eklendiğinde, zihnin pasiflikten sıyrılması daha kolay olabilmektedir.
Kısacası Öğrenilmiş çaresizlik, uyumsuz davranışlara yol açan ve değiştirilebilen sağlıksız bir düşünce biçimidir. Laboratuvardaki köpek deneylerinden okul sıralarındaki öğrencilere kadar yapılan tüm çalışmalar, geçmiş tecrübelerle zihne yerleşen öğrenilmiş bir süreç olduğunu doğrulamaktadır. Bu döngüyü kırmanın yolu, başarısızlıklarımızı yeteneksizlik gibi sabit nedenler yerine çaba eksikliği gibi değiştirilebilir faktörlere bağladığımız bir algı dönüşümü gerçekleştirmektir. Geçmişteki olumsuz deneyimleri gerçekçi bir gözle yeniden değerlendirip küçük ve başarılabilir adımlarla ilerlemek, zihnin kontrolü yeniden ele almasını sağlayan en kritik başlangıç olabilmektedir.