Konya Bilim Merkezi BilimUp

Aleksitimi: Duyguları Hissedip İsim Verememek Mümkün Mü?

Nazlı Ecem Görü
10 dk
13

Günlük hayatta hissettiklerimizi fark etmek, nefes almak kadar doğal ve zahmetsiz bir süreç gibi görünür. Bir arkadaşımızın sözüne kırıldığımızda üzgün, trafikte sıkıştığımızda öfkeli, sevdiğimiz bir yemeği yerken mutlu olduğumuzu anında fark ederiz. 

İnsanlar çoğu zaman duygularını farkına varma, ayırt etme ve onlara uygun şekilde tepki verme konusunda oldukça yetkindir. Ancak bu farkındalık mekanizması bazı bireylerde "aleksitimi" olarak tanımlanan spesifik bir işleme güçlüğüyle karşılaşır. Aleksitimi, kişinin ne hissettiğini anlaması, buna bir isim vermesi ve duyguları ile vücudunun verdiği fiziksel tepkileri (kalp çarpıntısı veya terleme gibi) birbirinden ayırması önündeki belirgin bir engeldir. 

Peki, duyguların yönetim merkezi olan beyin nasıl olur da kendi ürettiği bu en temel sinyalleri okumakta zorlanabilir? 

Aleksitimi Nedir?

Aleksitimi, ilk kez 1970'li yılların başında Harvardlı psikiyatrist Peter Sifneos tarafından duygularını ifade etmekte belirgin güçlük yaşayan psikosomatik hastaları tanımlamak amacıyla kullanılmıştır. Kavram; Yunanca "a" (yokluk), "lexis" (kelime) ve "thymos" (duygu) sözcüklerinin birleşiminden oluşur ve tam anlamıyla "duygular için kelime yokluğu" anlamına gelir. Günümüzde ise aleksitimi, tek başına bir hastalık ya da psikiyatrik tanı olarak değil; toplumda farklı düzeylerde görülebilen, kişinin duygularını işleme biçimini etkileyen boyutsal bir kişilik özelliği olarak kabul edilmektedir.
Bilim dünyasında en yaygın kabul gören açıklamalardan biri olan Toronto Modeli, aleksitimiyi birbiriyle ilişkili üç temel bileşen üzerinden tanımlar. 

Duyguları Tanıma Güçlüğü (DIF): Kişi ne hissettiğini anlamlandırmakta zorlanır; duygusal durumlar ile bunların oluşturduğu bedensel tepkileri birbirine karıştırabilir. Örneğin, korkuya bağlı gelişen kalp çarpıntısını yoğun kaygının doğal bir parçası olarak değil, fiziksel bir kalp rahatsızlığı olarak yorumlayabilir. 

Duyguları Betimleme Güçlüğü (DDF): Kişi hissettiklerini deneyimler; ancak bunları sözcüklere dökmekte ve karşısındaki kişiye ifade etmekte güçlük yaşar.

Dışa Dönük Düşünce Yapısı (EOT): Bu düşünme biçiminde kişi; hayallerine, içsel yaşantısına ve duygularına yönelmek yerine daha çok somut olaylara, günlük sorunlara ve dış dünyadaki gerçekliklere odaklanma eğilimindedir.

Araştırmalar, aleksitiminin toplumda farklı düzeylerde görülebildiğini göstermektedir. Bu durum, bireyin duygusal zekâsını doğrudan belirleyen bir özellik olmasa da, duygularını düzenleme ve stresle başa çıkma süreçlerini önemli ölçüde zorlaştırabilir. Aleksitimik bir birey için dünya; duygusal çeşitliliğin azalarak olayların çoğunlukla fiziksel belirtiler ve somut gerçeklikler üzerinden anlam kazandığı bir yer gibidir. Ancak bu durum, sanıldığı gibi "hiçbir şey hissetmemek" değildir. Daha çok, bireyin yoğun bedensel uyarılmalar yaşasa dahi, bu hislerin hangi duyguyu temsil ettiğini ayırt edememesi durumudur. 

Beynimiz Duygularımızı Nasıl Anlar?

Aleksitiminin neden ortaya çıktığını anlayabilmek için, öncelikle sağlıklı bir beyinde duyguların nasıl işlendiğine bakmak gerekir. Duygularımızı fark etmek ve isimlendirmek, sadece psikolojik değil, aynı zamanda son derece somut bir nörobiyolojik süreçtir. Sağlıklı bir zihinde duygular; alt beyin bölgelerinde oluşan çarpıntı ve terleme gibi biyolojik sinyallerin, korteks dediğimiz üst beyin bölgelerinde anlamlı birer deneyime dönüşmesiyle oluşur. Ancak aleksitimide bu "çeviri" süreci sekteye uğrar. Bilim dünyası, bu kopukluğun merkezinde iki kritik beyin bölgesini işaret eder: anterior insula (AI) ve anterior singulat korteks (ACC). 

Anterior insula, vücudumuzdan gelen açlık, çarpıntı ve gerginlik gibi içsel sinyalleri bir araya getirerek bunları bilinçli duygu deneyimine dönüştüren bir "çevirmen" gibi çalışır. Aleksitimik bireylerde ise bu bölgenin aktivitesinde veya diğer beyin bölgeleriyle olan bağlantılarında zayıflıklar görülebilir. Bu durum, kişinin kendi vücudundaki biyolojik dalgalanmaları hissetmesine rağmen, bu sinyalleri bir duygu olarak tanımlayamamasına neden olur. 

Bu süreçte önemli rol oynayan bir diğer yapı ise anterior singulat kortekstir (ACC). ACC, duygusal sinyalleri değerlendiren ve dikkatimizi bu sinyallere yönelten bir merkezdir. Normal koşullarda anterior insuladan gelen bilgiyi alır ve adeta "Şu an üzgünsün, dikkatini buraya ver." mesajını oluşturur. Araştırmalar, aleksitimi düzeyi arttıkça bu bölgedeki gri madde hacminde farklılıklar görülebildiğini ve ACC'nin duygusal uyaranlara daha düşük düzeyde tepki verdiğini göstermektedir. Bunun sonucunda kişi, kendi duygusal durumunu fark etmekte zorlanabilir ve aleksitiminin karakteristik özelliklerinden biri olan dışa dönük düşünce yapısı daha belirgin hâle gelebilir. 

Bilim insanlarının aleksitimiyi açıklamak için kullandığı en dikkat çekici kavramlardan biri ise "dekuplaj", yani ayrışmadır. Bu kavram, alt beyin bölgelerinde oluşan fizyolojik uyarılma ile üst beyin bölgelerinde gelişen bilinçli duygu farkındalığı arasındaki bağlantının zayıflamasını ifade eder. Yani, kişi yoğun bir şeyler hissetse bile bunların tam olarak ne anlama geldiğini çözmekte ve doğru biçimde ifade etmekte güçlük yaşar.



Aleksitimi Nasıl Oluşur? 

"Duygu körlüğü" olarak bilinen bu durumun nedenleri, genetik yatkınlıktan yaşamın en erken dönemlerindeki deneyimlere kadar uzanan çok katmanlı bir yapıya sahiptir. Bilim dünyası, aleksitiminin nedenlerini açıklarken genellikle iki temel gruptan söz eder: doğuştan gelen özelliklerle ilişkili birincil aleksitimi ve yaşamın ilerleyen dönemlerinde travmalar, psikolojik süreçler ya da nörolojik hasarlar sonucunda gelişebilen ikincil ve organik aleksitimi.
Aleksitiminin en güçlü köklerinden biri, yaşamın ilk yıllarında bakım veren kişiyle kurulan bağın niteliğidir. Araştırmalar, erken çocukluk döneminde güvenli bağlanmanın yeterince gelişememesi veya duygusal ihtiyaçların sürekli ihmal edilmesinin, çocuğun duygularını fark etme, anlamlandırma ve düzenleme becerilerini olumsuz etkileyebileceğini göstermektedir. Eğer bir çocuk; korku, üzüntü ya da öfke gibi duygularını isimlendirmesine yardımcı olacak bir çevrede büyümez veya duygularının sürekli görmezden gelindiği bir ortamda yetişirse, zihni zamanla bu karmaşık sinyalleri işlememeyi öğrenebilir. Başka bir ifadeyle, duygusal farkındalık gelişmesi gereken dönemde yeterince desteklenmediğinde, bu beceri yaşamın ilerleyen yıllarında da sınırlı kalabilir.
Bazı bireylerde ise aleksitimi; ağır bir travma, büyük bir kayıp veya uzun süreli stres karşısında gelişen psikolojik bir savunma mekanizması olarak ortaya çıkabilir. Kaçınma tipi aleksitimi olarak adlandırılan bu durumda kişi, yaşadığı yoğun psikolojik yükle baş edebilmek için duygusal dünyasından bilinçsizce uzaklaşır. Bu, bir nevi zihnin kendini korumak için duygu ile bilinçli farkındalık arasındaki bağlantıyı koparmasıdır.  
Bununla birlikte araştırmalar, aleksitiminin yalnızca yaşam deneyimleriyle açıklanamayacağını da göstermektedir. Genetik yatkınlık ve beynin duygu işleme ağları arasındaki bağlantıların yapısı da bu süreçte önemli rol oynar. Özellikle limbik sistem ile korteks arasındaki iletişimin daha zayıf olması ve serotonin taşıyıcı genindeki bazı varyasyonlar gibi biyolojik etkenlerin, bazı bireyleri aleksitimiye daha yatkın hâle getirebildiği düşünülmektedir. Bu nedenle günümüzde aleksitimi, tek bir nedene indirgenemeyen; biyolojik yatkınlık ile yaşam deneyimlerinin birbirini etkileyerek şekillendirdiği çok boyutlu bir olgu olarak kabul edilmektedir. 

Aleksitimi Kimlerde Daha Sık Görülür?

Aleksitimi tek başına bir psikiyatrik tanı değildir. Bunun yerine birçok farklı hastalıkta ve klinik durumda eşlik eden, hatta bazı belirtilerin şiddetini etkileyebilen tanılar üstü bir özellik olarak kabul edilir. Araştırmalar, bu duygu körlüğünün bazı bireylerde ve bazı hastalık gruplarında toplum ortalamasına göre çok daha sık görüldüğünü göstermektedir. 
Bu durumun en dikkat çekici örneklerinden biri otizm spektrum bozukluğudur. Genel popülasyonda görülme oranı yaklaşık %10 iken, otizmli yetişkinlerin %40 ila %65'inde aleksitimi görüldüğü saptanmıştır. Bu bulgu, bilim dünyasında geliştirilen "Aleksitimi Hipotezi"nin de temelini oluşturmuştur. Bu hipoteze göre, otizmde sıkça gözlenen empati güçlükleri ve başkalarının duygularını anlamada yaşanan zorlukların önemli bir bölümü, otizmin kendisinden ziyade ona eşlik eden aleksitimiden kaynaklanıyor olabilir. Nitekim bazı araştırmalar, aleksitimi göstermeyen otizmli bireylerin duygusal farkındalıklarının sanıldığından çok daha iyi olabileceğini göstermektedir.
Aleksitimi yalnızca otizmle değil, birçok psikiyatrik rahatsızlıkla da yakından ilişkilidir. Özellikle depresyon ve kaygı bozukluğu yaşayan bireylerde oldukça sık görülür. Depresif hastaların yaklaşık yarısında aleksitimik özelliklere rastlandığı bildirilmektedir. Bu kişiler yaşadıkları psikolojik sıkıntıyı çoğu zaman "üzgünüm" şeklinde ifade etmek yerine, yoğun yorgunluk, bedensel ağrı ya da açıklamakta zorlandıkları bir boşluk hissi olarak tanımlayabilirler. 
Araştırmalar, aleksitiminin yalnızca ruh sağlığını değil, fiziksel sağlığı da etkileyebileceğini göstermektedir. Kronik ağrı sendromları, diyabet, koroner kalp hastalıkları ve hipertansiyon gibi çeşitli hastalıklarda aleksitimiye genel popülasyona kıyasla daha sık rastlanmaktadır. Bunun önemli nedenlerinden biri, kişinin ifade edemediği duygusal yükün zaman zaman bedensel belirtiler şeklinde ortaya çıkabilmesidir. Duygular kelimelere dökülemediğinde, beden bazen bu sessizliği kendi diliyle ifade etmeye çalışır.

Tedavisi Mümkün Mü?

Aleksitimi uzun yıllar boyunca değiştirilemez ve kalıcı bir kişilik özelliği olarak görülse de, güncel klinik araştırmalar bunun her zaman doğru olmadığını göstermektedir. Yapılan sistematik incelemeler, uygun psikolojik müdahalelerle bireylerin kendi duygularını tanıma, ayırt etme ve ifade etme becerilerinde anlamlı gelişmeler sağlanabildiğini ortaya koymaktadır. Başka bir deyişle, beynin duyguları yorumlama biçimi belirli ölçüde yeniden öğrenilebilir.
Bu süreçte en sık kullanılan yöntemler arasında Bilişsel Davranışçı Terapi (CBT) ile Kabul ve Kararlılık Terapisi (ACT) yer alır. Özellikle ACT, kişinin rahatsız edici duygulardan kaçmak yerine onları fark etmeyi, kabul etmeyi ve onlarla daha esnek bir ilişki kurmayı hedefler. Araştırmalar, bu yaklaşımların aleksitimi düzeyini değerlendirmek için kullanılan Toronto Aleksitimi Ölçeği (TAS-20) puanlarında anlamlı iyileşmeler sağlamada etkili olduğunu göstermektedir.
Tedavinin temel amacı ise kişiye yeni duygular öğretmek değil, zaten var olan duyguları fark etmeyi öğretmektir. Terapi sürecinde birey, göğüste sıkışma, kalp çarpıntısı ya da avuç içi terlemesi gibi bedensel belirtileri tanımayı ve bunları kaygı, öfke, üzüntü ya da heyecan gibi doğru duygusal ifadelerle ilişkilendirmeyi öğrenir. Bu nedenle birçok uzman, terapi sürecini bir tür duygusal okuryazarlık eğitimi olarak tanımlar.
İyileşme sürecinde grup terapileri de önemli bir yer tutar. Benzer deneyimler yaşayan insanlarla aynı ortamda bulunmak, başkalarının duygularını nasıl ifade ettiğini gözlemlemek ve kendi hislerini güvenli bir ortamda dile getirmeyi denemek, duygusal farkındalığın gelişmesine katkı sağlayabilir. Bununla birlikte araştırmalar, tedavinin başarısını belirleyen en önemli etkenlerden birinin terapist ile danışan arasında kurulan güvene dayalı terapötik ittifak olduğunu göstermektedir. Güçlü bir terapötik ilişki, kişinin uzun süredir anlamlandıramadığı iç dünyasını güvenle keşfedebilmesi için gerekli zemini oluşturur.
Aleksitimi, duyguların tamamen yokluğu değildir; onları tanımlamayı ve ifade etmeyi zorlaştıran bir durumdur. Bu nedenle doğru destek ve uygun terapiyle birçok kişi, zamanla kendi duygularını daha net fark etmeyi ve onlara isim vermeyi öğrenebilir. Duyguları anlamak doğuştan gelen değişmez bir yetenek değil; geliştirilebilen ve güçlendirilebilen bir beceridir. 

Kaynakça
  1. Bird, G., Cook, R. Mixed emotions: the contribution of alexithymia to the emotional symptoms of autism. Transl Psychiatry 3, e285 (2013). https://doi.org/10.1038/tp.2013.61 
  2. Carpenter, K.M., Addis, M.E. Alexithymia, Gender, and Responses to Depressive Symptoms. Sex Roles 43, 629–644 (2000).https://doi.org/10.1023/A:1007100523844  
  3. Hogeveen, J., & Grafman, J. (2021). Alexithymia. Handbook of clinical neurology, 183, 47–62. https://doi.org/10.1016/B978-0-12-822290-4.00004-9 
  4. Kim, J. H., Lee, S. J., Rim, H. D., Kim, H. W., Bae, G. Y., & Chang, S. M. (2008). The Relationship between Alexithymia and General Symptoms of Patients with Depressive Disorders. Psychiatry investigation, 5(3), 179–185. https://doi.org/10.4306/pi.2008.5.3.179   
  5. Pinna F, Manchia M, Paribello P and Carpiniello B (2020) The Impact of Alexithymia on Treatment Response in Psychiatric Disorders: A Systematic Review. Front. Psychiatry 11:311.https://doi.org/10.3389/fpsyt.2020.00311  
  6. Preece, D., Becerra, R., Allan, A., Robinson, K., & Dandy, J. (2017). Establishing the theoretical components of alexithymia via factor analysis: Introduction and validation of the attention-appraisal model of alexithymia. Personality and individual differences, 119, 341-352. https://doi.org/10.1016/j.paid.2017.08.003  
  7. Taylor, G. J. (2000). Recent developments in alexithymia theory and research. The Canadian Journal of Psychiatry, 45(2), 134-142. https://doi.org/10.1177/070674370004500203   
  8. Tsubaki, K., & Shimizu, E. (2024). Psychological Treatments for Alexithymia: A Systematic Review. Behavioral Sciences, 14(12), 1173. https://doi.org/10.3390/bs14121173  

Benzer Makaleler
Kaplıca Suları Neden Şifalıdır?
Vücudun İletişim Ağı: Endokrin ve Ekzokrin Bezlerin Rolü
Antibiyotik Direnci
Hasta Olduğumuzda Neden Daha Depresif Hissederiz?
İlaçlar Vücudumuzda Zararlı Bakterilerin Yanında Faydalı Bakterileri de Öldürür Mü?
Uyurken Dişlerimizi Neden Sıkarız?
Plasebo Etkisi Nedir?
Aile Yemekleri
Kitap Biriktiriyorsanız Tsundoku Sendromunuz Olabilir!
Uyurgezerlik: Gece Yolculuğu
ANASAYFA
RASTGELE
KATEGORİLER
POPÜLER
EN YENİLER