Ağlama sırasında yalnızca gözyaşı oluşmaz. Solunum düzeni, yüz kasları, gırtlak çevresindeki kasların etkinliği ve ses üretimi de değişebilir. Bu nedenle konuşmaya çalıştığımızda sesimiz normalden daha farklı, titrek, kesintili veya zaman zaman daha yüksek perdeli çıkabilir.
Ağlarken hissedilen “boğazda yumru” duygusu da bu sürece eşlik edebilir. Ancak ses değişikliğinin tek bir nedeni yoktur; solunum, gırtlak kasları, ses telleri ve duygusal uyarılma birlikte rol oynar.
Duygusal ağlama sırasında otonom sinir sistemi etkinlik gösterir. Otonom sinir sistemi, kalp atımı, solunum ve bazı istemsiz vücut işlevlerinin düzenlenmesinde görev alır.
Bu sistemin sempatik ve parasempatik bölümleri, ağlama sırasında farklı zamanlarda değişen düzeylerde etkin olabilir.
Araştırmalar, duygusal ağlamanın tek yönlü bir “savaş ya da kaç” tepkisi olmadığını gösteriyor. Ağlama sırasında kalp atımı ve solunum gibi fizyolojik göstergelerde değişiklikler oluşabilir; bazı çalışmalarda ağlamanın başlangıcında uyarılmanın arttığı, daha sonraki aşamalarda ise bazı parasempatik süreçlerin devreye girebildiği gözlenmiştir.
Bu nedenle ağlama sırasında vücutta yalnızca sempatik sistemin veya yalnızca parasempatik sistemin aktif olduğunu söylemek doğru değildir.
Ses, akciğerlerden gelen havanın gırtlaktaki ses tellerini titreştirmesiyle oluşur. Ses telleri, gırtlak içinde bulunan iki hareketli doku kıvrımıdır. Konuşma sırasında ses telleri birbirine yaklaşır ve akciğerlerden gelen hava bu dokuların titreşmesini sağlar.
Sesin temel frekansı, yani algıladığımız ses perdesi; ses tellerinin uzunluğu, kütlesi, gerginliği ve üzerlerinden geçen hava basıncı gibi faktörlerden etkilenir. Gırtlaktaki kaslar ses tellerinin konumunu ve gerginliğini değiştirerek sesin perdesi, şiddeti ve kalitesi üzerinde etkili olur.
Ağlama sırasında duygusal uyarılma ve solunum düzenindeki değişiklikler gırtlak kaslarının çalışma biçimini etkileyebilir.
Akut stresin sesin temel frekansını etkileyebildiğini gösteren çalışmalar bulunmaktadır. Gırtlak kaslarındaki gerginliğin artması ses tellerinin mekanik özelliklerini değiştirebilir ve bazı kişilerde ses perdesinin yükselmesine katkıda bulunabilir. Ancak ağlarken sesin mutlaka daha tiz çıkacağını söylemek doğru değildir.
Sesin nasıl değişeceği;
bağlı olarak değişebilir.
Bu nedenle ağlama sırasında ses titreyebilir, kesilebilir, çatallanabilir veya perdesi değişebilir.
Ağlama sırasında düzenli konuşma solunumu bozulabilir.
Hıçkırarak veya kesik kesik nefes almak, konuşma için gereken sürekli hava akışını zorlaştırır. Ses tellerinin düzenli titreşebilmesi için akciğerlerden kontrollü bir hava akışı gerekir. Solunumun düzensizleşmesi, ses tellerinin altında oluşan hava basıncını ve hava akışını değiştirerek sesin şiddeti, perdesi ve kararlılığı üzerinde etkili olabilir.
Bu nedenle ağlarken uzun ve düzenli cümleler kurmak zorlaşabilir.
Bazı kişiler yoğun duygusal durumlarda boğazlarında bir yumru veya sıkışma hissedebilir.
Bu belirti tıpta “globus hissi” veya “globus pharyngeus” olarak adlandırılır. Globus, boğazda gerçek bir yabancı cisim bulunmadığı hâlde doluluk, baskı veya yumru hissedilmesidir. Globus hissinin tek bir nedeni yoktur. Gırtlak ve çevresindeki kasların gerginliği, reflü, duyusal hassasiyet ve psikolojik stres gibi çeşitli faktörlerle ilişkili olabilir. Duygusal stresin gırtlak çevresindeki kas gerginliğini artırabilmesi, bazı kişilerde ağlama sırasında bu hissin belirginleşmesine katkıda bulunabilir
Ancak globus hissini yalnızca ağlamaya veya sempatik sinir sistemine bağlamak doğru değildir.
Eski metinde glottis ve epiglottis “kas” olarak tanımlanmıştı. Bu doğru değildir.
Glottis, ses telleri ve aralarındaki açıklığı ifade eden anatomik bölgedir. Epiglottis ise gırtlak girişinde bulunan kıkırdak yapıdır ve yutma sırasında hava yolunun korunmasına katkıda bulunur. Ses üretimini doğrudan kontrol eden yapılar, gırtlaktaki iç ve dış kaslar ile ses telleridir.
Yoğun ağlama sırasında solunum düzeni bozulabilir ve kısa, kesintili soluk alma hareketleri ortaya çıkabilir.
Bu düzensiz solunum paterni konuşma sırasında kullanılan kontrollü nefes verme mekanizmasını sekteye uğratır. Konuşma, normalde kontrollü ve uzun süreli bir nefes verme sırasında gerçekleşir. Ağlama sırasında nefes alma ve verme aralıklarının düzensizleşmesi ise konuşmanın kesintili olmasına yol açabilir. Bu nedenle kişi birkaç kelimeden sonra yeniden nefes almak zorunda kalabilir veya konuşması hıçkırıklarla bölünebilir.
Normal ve kısa süreli ağlama genellikle ses tellerinde kalıcı bir hasara yol açmaz.
Ancak çok şiddetli ve uzun süreli ağlama sırasında ses tellerinin yüksek basınç ve yoğun titreşime maruz kalması ses yorgunluğuna veya geçici ses kısıklığına neden olabilir. Tıp literatüründe yoğun ağlamaya bağlı ses teli travmasının bildirildiği vakalar da bulunmaktadır. Ancak bunlar yaygın durumlar değildir. Uzun süre devam eden ses kısıklığı, ağrı veya konuşma güçlüğü bulunması durumunda kulak burun boğaz veya ses sağlığı konusunda uzman bir sağlık profesyoneline başvurulması gerekir.
Ağladıktan sonra rahatlama hissedildiği yaygın olarak bildirilse de bilimsel araştırmalar bu etkinin herkes için aynı olmadığını gösteriyor.
Ağlamanın fizyolojik ve psikolojik etkileri;
bağlı olarak değişebilir.
Bazı deneysel çalışmalarda ağlama sonrasında belirli fizyolojik toparlanma belirtileri gözlenirken, ağlamanın her durumda stresi azalttığını veya doğrudan sağlık yararı sağladığını gösteren yeterli kanıt bulunmamaktadır. Bu nedenle “ağlamak bağışıklık sistemini güçlendirir”, “kalp-damar hastalıklarını önler” veya “depresyondan korur” gibi kesin sonuçlar bilimsel olarak desteklenmemektedir.
Ağlama, insanlarda duygusal durumlarla ilişkili doğal bir davranıştır; ancak sağlık üzerindeki etkileri bağlama ve kişiye göre değişebilir.